|
|

|
(12-Mart-2008)Shabidyn
NÜKLEER VE DİNDARLIK
Şimdiye kadar bir merkezkaç kuvvet ile kütle çekimi arasında (küçük cismin hızı ile orantılı olarak) bir denge oluştuğunda küçük cismin büyük cisim etrafında yörüngeye girdiğini anlatmaya çalıştım. Dünyamız da daha oluşumu sırasında kazandığı hız ile Güneş etrafında belli bir mesafede yörüngeye girmiş ve dönmektedir. Güneş ile arasındaki mesafe onun Güneş etrafındaki bir tur atma (periyot) zamanını belirliyor (bkz. önceki yazılardaki formüller) yani Güneş’e uzak gezegenler daha uzun zamanda bir dönüşü tamamlarlar. Bu dönüşlerle ilgili ilk yasaları Kepler, yerçekimi ve mekanik fizik yasalarını ise Newton bulmuştur. Newton fiziği ancak ışık hızından çok düşük olan hızlarda büyük yaklaşıklıkla doğru sonuçlar vermektedir. Evren’in saat gibi mekanik çalıştığını varsayar. Oysa ışık hızına yakın hızlarda yeni fizik kurallarına ihtiyaç vardır. Einstein bu eksikliği gidermiş ve özel/genel rölativite (görecelik) fizik yasalarını toparlayıp ortaya koymuştur. 19. yy bilim adamlarının ve astrofizik matematiğiyle ilgili çalışan matematikçilerin çalışmaları Einstein için önemli bir temel olmuştur yoksa Einstein bunları komple baştan icat ederek bir gecede insanları şaşırtmamıştır. Einstein bir dahidir ama Einstein olmasaydı kimse özel/genel görecelik yasalarını ortaya koyamazdı diye birşey yok! Üstelik 19 yy sonlarında yaşamış ünlü Fransız bilim adamı Henri Poincare özel göreceliği bulmaya çok yaklaşmıştır. Özellikle Fizik biliminde belli koşullar olgunlaşmadan yeni kuramlar ortaya çıkmaz. Einstein aynı zamanda dindar biriydi, yahudiydi. Kendisi dinin bilime karıştırılmamasına en güzel örneklerden biridir. Özgür düşünceyle, devamlı sorgulayarak kuramlarını oluşturmuştur ama dini bir noktada ön plana çıkardığında en önemli hatalarından birini yapmıştır. Kuantum fiziğiyle ilgili tartışmalarda “Tanrı barbut atmaz!” (yani kumar oynamaz, zar atmaz) diyerek kuantum kuramındaki olasılıksal davranışları algılayamamıştır ve bu kurama önemli katkı yapamamıştır. Halbuki bu noktada da beynini özgür bırakabilse belki yeni bir devrime daha imza atabilecekti.
Bundan dindarlık bilime engeldir sonucu çıkmasın. Din bir vicdan meselesi olarak kaldığında problem olmuyor ama olayları özellikle bilimsel olguları din paradigması içine sıkıştırmaya çalışınca insan hataya düşüyor ya da dibine kadar geldiği düşünsel açılımları kaçırıyor. Örneğin, Euler bir matematik dehasıdır ama aynı zamanda mistik derecede dindar biridir. Diğer yandan Fransız matematikçi Lagrange (lagranj okunur) ataisttir. Bir geometri kitabı yazmış. Napolyon bu kitabı okumuş ve Lagrange’a kitabınızı çok beğendim ama içinde Tanrı’yı hiç göremedim demiş. Lagrange’ın cevabı: “Öyle bir aksiyoma ihtiyaç duymadım, efendim!” olmuştur. Sonuçta önümüzde bir Doğa, Evren vardır, bunu Allah’ın yarattığına inanırsın ya da inanmazsın. Bu tamamen kişinin kendi problemidir. Üniversitedeki (ya da herhangi bir kurumdaki) bilim adamının görevi çalıştığı uzmanlık alanında yeni şeyler yaratmak, bilinmeyenlere açıklık getirmeye uğraşmaktır, papazlık ya da imamlık yapmak görevi değildir. O yüzden saçının telini göstermeyi bile dünyanın sonu sayacak kadar beyni dogmalarla ezilmiş zihniyetin üniversitelere girip diğer aydınlık zihinlerin yerlerini işgal etmelerine onlara baskı yapmalarına karşıyım. Şimdi, üniversitelere türbanla birlikte büyük olasılıkla dinsel dogmalar da girecektir. Bu dinsel dogmalar, inançlarını eleştirel akılla, bilimsel düşünce ile şüphecilik ile nasıl bağdaştıracaklar? O zaman sorarım, İslamın temel şartları yanında teferruat sayılan bez parçasını bu kadar içselleştirmişken üniversiteye okumak için mi gitmek istiyorsunuz? Hayır! Üniversiteyi medreseleştirmeye, mescit, çömelmeli kenef, abdest lavabosu talep etmeye, diğer kadınlar üzerinde baskı oluşturmaya gidiyorsunuz!
Celal Şengör , ben dogmalarla kuşatılmış öğrencilere eleştirel aklı, bilimselliği nasıl anlatabilirim derken haksız mı? Düşünün, 60 yıldan beri iktidarlar, akıl karşıtı politikalar yerine çocuklarımıza akla, bilime dayanan aydınlanmacı bir eğitim vermiş olsalardı, bugün türban diye bir sorunumuz olur muydu? Bugün milli bağımsızlık için değil dini açıdan dahi teferruat olan türban için beyaz çarşafı (idamı kastediyor) giymeyi göze almış bir başbakan tarafından yönetiliyoruz. Olmayan “idam” cezasını nasıl göze alıyor o da ayrı bir tuhaflık, eski meclis başkanı da bu sözler üzerine ağlıyor. Şaşırmamak elde değil biz nelere ağlıyoruz bunlar nelere ağlıyor? Kadınlar içinde %1 bile olmayan militanlaşmış radikal dindar bir grubun üniversiteye türbanla girmek istiyoruz talebine bu kadar hassasiyet gösteriyorlar da çalışabileceği halde evde oturan/oturtulan %30’u oluşturan bayanların işsiz/kalitesiz bırakılma durumuna niçin hassaslaşamıyorlar? Resmi işsizlik %10’u geçti niçin buna bu kadar çalışmıyorlar? AKP devamlı bizler onlar diye konuşuyor! Ulusalcılar şöyle dedi böyle dedi diyorlar. O zaman soruyorum, biz Ulusalcıyız tabii, ama sen ulusalcı değilsen nesin? Yanıtı herkes biliyor, maalesef BOP’un eşbaşkanı ve ümmetçisin!
|
|
|